14/2/2006 - OSMANLI, ABD Yİ VERGİYE BAĞLAMIŞ
Star gazetesinden Halit kakınç'ın yazısı
Osmanlı, ABD'yi vergiye bağlamış
Kurtlar Vadisi Irak, neden bu kadar çok ilgi görüyor? Basit, çünkü toplum olarak üstüste gelen hakaretámiz davranışlar karşısında, bir şekilde özgüvenimizi sağlamaya ihtiyacımız var. Burgazadalı bir dosttan tam da bu sıkıntımızı gidermemize yardımcı olabilecek bir e-mail aldım.
Doğrusu ben bilmiyordum, öğrendim. Film ile yetinmeyin. Bu olağanüstü öyküyü siz de okuyun ki, keyfiniz tam olsun:
Yıllardan 1783, yani bundan tam 223 yıl öncesindan söz ediyorum. O günün Avrupa standartlarına göre her ne kadar mütevazı da olsa, yeni bir denizci devlet olan ABD, denizlerde de yelken vurmaya ve sancak gezdirmeye başlıyor.
Bu tarihen sadece 2 yıl kadar sonra, 25 Temmuz 1785’te, bu yeni sancağı taşıyan bir gemi, Atlantik Okyanusu’nda Cezayir sahillerinde Cadiz açıklarında Osmanlı gemileri tarafından ele geçiriliyor.
İşkembeyi kübradan sallamıyorum. Geminin adı sanı, her şeyi belli: Boston Limanı’na kayıtlı. Kaptanı İsaak Stevens adlı bir denizci. Adı da az ve öz: Maria.
Bugünkü Amerikalılar’ın ataları da olaylardan pek ders almıyor olmalılar ki, aynı sancağı taşıyan ikinci bir gemi daha Osmanlı’nın eline düşüyor. Philadelphia Limanı’na bağlı, Kaptan O’Brien komutasındaki Dauphin de Osmanlı gemilerine teslim olmak zorunda kalıyor.
Durun hele, dahası da var... 1793 yılının Ekim ve Kasım aylarında, 11 Amerikan gemisi daha Osmanlı donanmasının muhtelif gemilerine havlu atarak teslim oluyor.
ABD Kongresi, 27 Mart 1794 tarihinde, Osmanlı Deniz Kuvvetleri’ne karşı koyabilecek güçte savaş gemileri inşa edilmesi için Başkan George Washington’a 700 bin altın harcama yetkisi veriyor.
Dile kolay... Tehdit Osmanlı... Ve bugünün süper gücü ABD, bu tehdit karşısında donanmasının temellerini oluşturuyor. 5 Eylül 1795 tarihinde, ABD, Osmanlı ile bir antlaşma yapmayı kabul ediyor. Bu anlaşmaya göre Cezayir’deki esirlerin iadesi ve gerek Atlantik Okyanusu ve gerekse Akdeniz’de ABD sancağı taşıyan gemilere dokunulmaması karşılığında bir sefere mahsus 642 bin altın ve yılda 12 bin Osmanlı altını (216 bin Dolar) ödemeyi kabul ediyor.
Dili Türkçe olan ve 22 maddeden oluşan antlaşmaya, Başkan George Washington ve Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayı imza koyuyorlar. Böylece ABD yıllık vergiye bağlanmış oluyor. Bu, ABD’nin iki yüz yılı aşkın bir süre için yabancı bir dille imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödenmesi kabul edilmiş olan tek Amerikan belgesi.
Yabancı dilde tek antlaşma
Dahası, ABD tarihinde kendi dilinde olmayan tek uluslararası antlaşma, Türkçe. Ve ABD’nin tarihinde vergi vermeyi kabul ettiği tek ülke de Osmanlı İmparatorluğu.
İşin hoş tarafı, ABD Başkanı George Wasington, Osmanlı Padişahı tarafından muhatap olarak kabul edilmiyor ve antlaşma, Cezayir Beylerbeyi tarafından imzalanıyor.
İnanmayanlar olabilir. Kolayı var - Yale Üniversitesi tarafından yayınlanan Türkçe Antlaşma’nın İngilizce örneği için aşağıdaki adrese tıklamaları yeter:
http://www.yale.edu/lawweb/ avalon/diplomacy/barbary/bar1795t
|
|
Yorum (7) :: cevap yaz! :: Bağlantı
|
14/2/2006 - KÖTÜ SÖZ KAVANOZDAKİ NOHUTU BOZDU
Öğrenciler, iki ayrı kavanozdaki suyun içine konulan gıda maddelerinden bir ay boyunca her gün güzel söz söylenenin tazeliğini koruduğunu, hakarete uğrayanın ise bozulduğunu gördü.
Öğretmenlerinin, Japon araştırmacı Masaru Emoto’nun, ‘suyun moleküler yapısının insanların düşünceleri, sözcükleri ve dinledikleri müzikten etkilendiği’ tezinden söz etmesi üzerine öğrenciler, 31 Aralık’ta ‘sevgi deneyi’ne başladı. Aynı ebatta iki kavanozdaki suyun içine nohut, havuç, peynir ve bulgur gibi gıda maddeleri koyan öğrenciler, bir ay boyunca her gün aynı şartlarda sakladıkları kavanozlardan birine güzel sözler söyledi, diğerine ise hakaret ettiler. Kavanozlardan birinin üzerine hakaret içeren, diğerine ise övgü dolu sözcüklerin yazılı olduğu kâğıtlar yapıştıran öğrenciler, deneyin sonunda büyük şaşkınlık yaşadı.
Çünkü her gün güzel söz söylenen kavanozdaki gıda maddesinin tazeliğini koruduğuna, hakarete uğrayan kavanozdakinin ise bozulduğuna şahit oldular. Deneyi yapan öğrencilerden Onur Tuncay, iki kavanozdaki suyun içine havuç koyduğunu, birinin üzerine ‘teşekkür ederim’, diğerinin üzerine ise ‘aptal’ yazılı kâğıt yapıştırdığını belirterek, “‘Aptal’a her gün nefret dolu kötü sözler söyledim. ‘Teşekkür ederim’e her gün sevgi gösterip güzel sözler söyledim. Bir ay sonra, havuçlardan birinin şalgam suyu gibi koktuğunu, diğerinin ise çok kötü koktuğunu fark ettim.” dedi.
Deneyinde bulgur kullanan Neşe Mert isimli öğrenci ise şunları anlattı: “Bulgurları suyla ıslatıp aynı miktarda iki kavanoza böldüm. Birine ‘aptal’, diğerine ‘çok tatlısın’ adını verdim. Birine her gün kötü davrandım. Diğerine ise sevgiyle yaklaştım. Kötü davrandığım kavanozdaki bulgur, bir ay sonra belirgin biçimde bozulmuştu.” Öğrenciler, yaptıkları deneyden şu sonucu çıkardı: “Birbirimize kötü söz söylememeye karar verdik.”
Öğrencilere esin kaynağı olan din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni Ali Uslu, “Öğrencilerime, sevgi ve güzel sözlerin etkilerini anlatırken, onlara, Masaru Emoto’nun suyun kristalize edilmiş halini görüntülediğini, bir ay boyunca güzel sözler söylediği suyun daha iyi kristalize olduğunu gördüğünü anlattım. Öğrencilerim de bunu değişik gıda maddelerinde deneyerek Emoto’yu doğru çıkardılar.” dedi. Klinik Psikolog Yalçın Kireççi ise şunları söyledi: “Sevginin tesirinin olduğu doğru. İlgilenenler bunu görüyor. Nazar da böyle bir şey. Dikkatimizi yönelttiğimiz her şey bizden etkilenir.” diyor.
Beethoven dinleyen su kristalleri daha güzel
Japon araştırmacı Masaru Emoto, suyun moleküler yapısının, insanların düşünceleri, sözcükleri ve dinlediği müzikten etkilendiğini ortaya koymak için yaptığı çalışmayla tanınıyor. Müziğin, suyun yapısı üzerindeki etkilerini görmeye karar veren Emoto, iki hoparlör arasına koyduğu distile suyun donduktan sonraki kristal formlarını fotoğrafladı. Aynı tip su kristallerine önce Beethoven’ın pastoral müziğini dinleten Emoto’nun, kristalin çok güzel şekillendiğini, Bach’ın bir parçası dinletilen kristallerin nispeten düzgün olduğunu, heavy metal dinletilen kristalin ise tamamen şekilsiz ve dağınık olduğunu fotoğraflarla tespit etti.
ZAMAN
|
|
Yorum (0) :: cevap yaz! :: Bağlantı
|
14/1/2006 - 3000 YILLIK MUCİZE

İLAÇLANMAMIŞ MUMYALANMAMIŞ DONDURULMAMIŞ FAKAT BUNA RAĞMEN BOZULMAMIŞ ETLER DÖKÜLMEMİŞ TÜYLER KAYBOLMAMİŞ. İNGİLTERE BRİTİSH MÜZESİNDE TESHİR EDİLEN BU CESET KUR'AN'İN BİR HUKMUNU DOĞRULAMAK İÇİN BOYLE ASIRLARCA MUHAFAZA EDİLMİŞTİ O HZ MUSANIN ARDINA DUŞEN SONRADA KIZIL DENİZDE BOĞLAN FİRAVUNA AİTTİ.
"BUGÜN SENİN BOĞLAN CESEDİNİ KURTULUŞ VERECEĞİM. TA Kİ SENDEN GERİDEKİLERE BİR İBRET OLASIN...(YUNUS-92)
|
|
Yorum (7) :: cevap yaz! :: Bağlantı
|
14/1/2006 - CİLE NECİP FAZİL KISA KUREK
Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam, Gezdirsin boşluğu ense kökünde! Ve uçtu tepemden birdenbire dam; Gök devrildi, künde üstüne künde...
Pencereye koştum: Kızıl kıyamet! Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı! Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent, Ok çekti yukardan, üstüme avcı
Ateşten zehrini tattım bu okun, Bir anda kül etti can elmasımı. Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un, Kustum, öz ağzımdan kafatasımı
Bir bardak su gibi çalkalandı dünya; Söndü istikamet, yıkıldı boşluk. Al sana hakikat, al sana rüya! İşte akıllılık, işte sarhoşluk!
Ensemin örsünde bir demir balyoz, Kapandım yatağa son çare diye. Bir kanlı şafakta, bana çil horoz, Yepyeni bir dünya etti hediye
Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor; Makâni bir satıh, zamanı vehim. Bütün bir kainat muşamba dekor, Bütün bir insanlık yalana teslim.
Nesin sen, hakikat olsan da çekil! Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam! Otursun yerine bende her şekil; Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!
Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın, Benliğim bir kazan ve aklım kepçe, Deliler köyünden bir menzil aşkın, Her fikir içimde bir çift kelepçe.
Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? Zamanın raksı ne bir yuvarlakta? Sonum varmış, onu ögrensem asıl?
Bir fikir ki sıcak yarad kezzap, Bir fikir ki, beyin zarında sülük. Selam sana haşmetli azap; Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! Ey yedinci gök, esrarını aç! Annemin duası, düş de perde ol! Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!
Uyku, katillerin bile çeşmesi; Yorgan, Allahsıza kadar sığınak. Teselli pınarı, sabır memesi; Size şerbet, bana kum dolu çanak.
Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet, Sırrını ararken patlayan gülle? Yeşil asmalarda depreniş, şehvet; Karınca sarayı, kupkuru kelle...
Akrep nokta nokta ruhumu sokmus, Mevsimden mevsime girdim böylece. Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş, Fikir çilesinden büyük işkence.
Evet, her şey bende bir gizli düğüm; Ne ölüm terleri döktüm, nelerden! Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm, Yetişir çektiğim mesafelerden!
Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz; Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık. Her gece rüyamı yazan sihirbaz, Tutuyor önümde bir mavi ışık.
Büyücü, büyücü ne bana hıncın? Bu kükürtlü duman, nedir inimde? Camdan keskin, kıldan ince kılıcın, Bir zehir kıymak gibi, beynimde.
Lugat, bir isim ver bana halimden; Herkesin bildiği dilden bir isim! Eski esvaplarım, tutun elimden; Aynalar söyleyin bana, ben kimim?
Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, Arzı boynuzunda taşıyan öküz? Belâ mimarının seçtiği arsa; Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?
Ben ki, toz kanatıi bir kelebeğim, Minicik gövdeme yüklü Kafdağı, Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim, Dev sancılarımın budur kaynağı!
Ne yalanlarda var, ne hakikatta, Gözümü yumdukça gördüğüm nakış. Boşuna gezmişim, yok tabiatta, İçimdeki kadar iniş ve çıkış.
Gece bir hendeğe düşercesine, Birden kucağına düştüm gerçeğin. Sanki erdim çetin bilmecesine, Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.
Açıl susam, açıl! Açıldı kapı; Atlas sedirinde mavera dede. Yandı sırça saray, ilahi yapı, Binbir avizeyle uçsuz maddede.
Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur. Içiçe mimari, içiçe benlik; Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!
Nizam köpürüyor, med vakti deniz; Nizam köpürüyor, ta çenemde su. Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz; Suda ezel fikri, ebed duygusu.
Kaçır beni ahenk, al beni birlik; Artık barınamam gölge varlıkta. Ver cüceye, onun olsun şairlik, Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.
Öteler öteler, gayemin malı; Mesafe ekinim, zaman madenim. Gökte saman yolu benim olmalı; Dipsizlik gölünde, inciler benim.
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! Heybem hayat dolu, deste ve yumak. Sen, bütün dalların birleştiği kök; Biricik meselem, Sonsuza varmak
|
|
Yorum (1) :: cevap yaz! :: Bağlantı
|
14/1/2006 - BEKLEYEN
Sen, kaçan ürkek ceylânsın dağda, Ben, peşine düşmüş bir canavarım! İstersen dünyayı çağır imdada; Sen varsın dünyada, bir de ben varım!
Seni korkutacak geçtiğin yollar, Arkandan gelecek hep ayak sesim. Sarıp vücudunu belirsiz kollar, Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz odanda kış geceleri, İçin ürperdiği demler beni an! De ki: Odur sarsan pencereleri, De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran!
Göğsümden havaya kattığım zehir, Solduracak bir gül gibi ömrünü, Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir, Bana kalacaksın yine son günü.
Ölürsün... Kapanır yollar geriye; Ben mezarla sırdaş olur, beklerim. Varılmaz hayale işaret diye, Toprağında bir taş olur, beklerim...
|
|
Yorum (0) :: cevap yaz! :: Bağlantı
|
14/1/2006 - BEKLEYEN
NE HASTA BEKLER SABAHI
NE TAZE ÖLÜYÜ MEZAR
NEDE ŞEYTAN BİR GÜNAHI
SENİ BEKLEDİĞİM KADAR
GEÇTİ İSTEMEM GELMENİ
YOKLUĞUNDA BULDUM SENİ
BIRAK VEHMİMDE GÖLGENİ
GELME ARTIK NEYE YARAR
|
|
Yorum (0) :: cevap yaz! :: Bağlantı
|
14/1/2006 - Yaşam süresi azalıyor zaman kıymetleniyor

işte geleceğin tuvaleti insanın kalkası gelmez... deli birazda küçük olsa daha iyi olurmuş
|
|
Yorum (1) :: cevap yaz! :: Bağlantı
|
14/1/2006 - BAHÇEMDEKİ İHTİYAR
Yıllar bir göz yasi olmusta kaymış
Nurlu ihtiyarin yanaklarinda
Topraktan başını yerlere yaymış
Son bahar ağlıyor ayaklarında
Süzüyor ufukta bir kızıl yeri
İçi karanlık dolu gözleri
Anlında akşamın ince kaderi
Sesizliğin sırrı dudaklarında
|
|
Yorum (0) :: cevap yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Şiir hikaye fikra kıssadan hisse özlü sözler yorum form ziyaretçi defteri komik sözler resimler ve daha birsürü şey html kodlari asp kodlari flash blogcu yardım ....
|